Akıl, Meşrû Olarak Kullanılırsa Faydalıdır


a.ogren-sen.com > Kimya > Evraklar


İSLÂM’DA AKLIN YERİ, DÜŞÜNME (TEFEKKÜR)

VE

ÇEŞİTLERİ
İnsanın Dünyâda Kalan Katma Değeri


Prof. Dr. Mustafa TEMİZ


Akıllı ve çalışkan ise takdir et!..

Akıllı ama tembel ise îkâz et!..

Akılsız ama çalışkan ise dikkat et!..

Akılsız ve tembel ise imhâ et!..


GİRİŞ
Peygamberimiz (SAV) Efendimiz demiştir ki:
Allah’ın ilk yarattığı akıldır. Akıl, Allah’ın her emrine kendini teslim (inkıyad) etti. Sonra Allah:
İzzet ve celâlim için senden daha değerli bir şey yaratmadım. Seninle verir, seninle alırım. Seninle mükâfâtlandırır, seninle cezâlandırırım.’ buyurdu1.”
Hz. Âişe vâlidemiz Resûlullah’a sordu:
Yâ Resûlullah!.. İnsanlar dünyâda ne ile üstünlük kazanırlar?’
Resûlü Ekrem:
Akıl ile’ buyurdu.
Hz. Âişe tekrar:
Herkesin değeri ameliyle ölçülmez mi?’ diye sorunca, Resûlullah (SAV) buyurdular:
Yâ Âişe!.. Onlar akıllarından fazla bir şey yapabilir mi?’
Allah’ın verdiği akıl nispetinde amel ederler. Sonra amellerine göre mükâfâtlandırılırlar’2.”
İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât’ında “herkesin amellerinden alacağı sevâbın akılları nispetinde olduğunu” söylemesi, Peygamberimiz (SAV) Efendimiz’in bu hadîsine dayanmış olsa gerektir.
Mü’minlerin inançlarının esâsını anlatan, “Biz bu kitaba (Kur’an’a) inandık, muhkemi ve müteşâbihi ile hepsi Rab’bımız katındandır. Hepsi haktır ve gerçektir3.” gibi, âyetlerin mealleri, İslâm’a olan inançlarımızı pekiştirirken:
Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar. Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. “Rabbimiz!.. Bunları boş yere yaratmadın, seni eksikliklerden uzak tutarız. Bizi ateş azabından koru4!..” âyeti ve benzer âyetler, yaratılan her şey üzerine düşünmemizi bildiriyor.
Ayrıca, akıllı insanlar düşünerek, akıllarını kullanarak insanların faydalanmaları için çeşitli âlet ve cihazlar geliştirirlerken, “eserden eserin sâhibine” geçerek Yüce Yaratıcı’nın güç, kuvvet, sanat ve saltanatını düşünürler, “tefekkür” ederler, “Bir anlık tefekkür 70 yıllık ibâdetten hayırlıdırµmüjdesine nâil olurlar. Ayrıca Elmalılı Kur’an Tefsiri’nde Allah’ın (CC) nîmetlerinin sayılıp dökülmesini zikirden saymaktadır.
Tefekküre dalan her insan Allah’ın (CC) güç, kuvvet, sanat ve saltanatını düşünmekle bizzat kendi yaratılış sebebini® yakalamış olduğu için Allah’ın (CC) rızâsına daha da yakın olur.
Akıl, Meşrû Olarak Kullanılırsa Faydalıdır
Akıl her şey olduğunu zannedecek kadar hiçbir

şey; hiçbir şey olduğunu bilecek kadar her şeydir.
Abduaciz

Günümüzde, mümkün olmasa bile, her şeyin akıl ile çözülebileceğine kuvvetle inanıldığı halde, ne gariptir ki, akıllı oldukları zannedilen çoğu insanların yaptıklarının çoğunun bâzen akılla izah edilebilir tarafı da olmuyor. Buradan da anlaşılıyor ki, bir yerlerde bir takım inanç eksiklikleri vardır.
Demek ki, sırf akıllı olmak yetmiyor. O aklı iyi işlerde kullanabilmek, işletebilmek için ayrıca kadîm Kültürümüz’ün temellerine ilişkin bir eğitime (terbiyeye) ihtiyaç vardır.
Bu da yetmiyor!..
Aklı vardır ama şartlanmış olduğu için farkında olmadan akıllarını, meselâ ideoloji gibi maskeleyici fikirlerle, kısa devre edip düşünemeyenler ve âdetlerinden vazgeçmeyenler de çoktur.
Allah’ın (CC) Kur’an’da müşriklere, “Siz hiç düşünmez misiniz?” anlamında akla vurgu yapması 5,6,7,8 her halde bu yüzden olsa gerektir.
Akıllı insanın davranışı konusunda şu hâdise çok güzel bir örnektir:
Atina’da hâkimin biri, ölüm döşeğinde iken yardımcı hâkimi çağırıp der ki:
-Ben artık ölüyorum, hâkimliği sana bırakıyorum.’
-Ben nasıl yapabilirim efendim?’
-Hiç merak etme!.. Eğer bir akıllı ile bir deli arasında dâvâ olursa, akıllıyı dinler, karârı ona göre verirsin!..
İki deli gelirse, zâten mübaşir senin haberin olmadan onların işini halleder.’
-Peki efendim!.. Ya iki akıllı gelirse ne yapayım?’
-Olacak şey mi? Ben kırk yıllık hâkimim. Daha hiç iki akıllının birden geldiğini görmedim9.’
Düşünmek (Düşünme) Nedir?
Düşünme kısaca, bir sonuca, bir karara varmak amacıyla bilgileri toplamak, incelemek, karşılaştırmak ve aradaki ilgilerden yararlanarak yeni sonuçlar çıkarmak, bunların faydalılarını zararlılarından ayırmaktır.
Düşünmenin temelinde niyet ve öz irâde vardır. Niyet, düşünülecek konuyu seçmede rol oynar. Ondan sonra öz irâde kullanılarak seçilen konu sabırla ele alınır.
Konular kabaca dünyevî ve uhrevî olarak 2 ye ayrılabilir.
Her iki konuda gerçekleştirilen düşünceler (tefekkürler) usûlüne uygun olarak yapılırsa insan eserlerden eserlerin sâhibine geçebilir. Evren ve insanların yaratılış hikmeti, bu geçişin (intikâlin) sağlanması içindir.
Eğer düşünme ve incelemeler, eserlerden eserlerin sâhibine geçişi hedef almazsa, bu gayrete ‘dünyâ sevgisi’ denir; bu da bütün tasavvufçulara göre bütün kötülüklerin kaynağını oluşturur.
Esas konu eserlerden eserlerin sâhibine geçiş olmakla berâber, bunu besleyen hedefler de vardır. Düşünmekle üretilen bilgiler, pratiğe dönüştürülüp insanlığın hizmetine sunularak bu geçiş devamlı beslenir. Düşünmekle üretilen bilgilerin pratiğe dönüştürmesine Hikmet denmektedir.
Allah (CC) her hikmet için bir mükâfat vaat etmiştir. Mükafatlar esasta insanların akılları nispetindedir.
İmâm-ı Rabbânî’ de ‘daha akıllı insanların işlerinden daha fazla sevap alacaklarına’ dâir yukarıdaki hadîs-i şerife dayanarak “İnsanların namazlarından aldığı sevap akılları nispetindedir.” demiştir.
Allah bir kuluna iyilik yapmak istediği zaman onu dinde fakîh (ince akıllı) kılar” hadîsine bakılırsa, genel olarak uhrevî düşüncelerin mükâfatları, dünyevî düşüncelerin mükâfatlarından fazladır. Ancak zarûret halleri bu ölçüleri değiştirebilir.
Düşüncelerin mükâfatlarları, akıldan başka usul ve ahlâka (edebe) da bağlıdır. Nitekim:
Huşûsuz (tevâzûsuz-gönül alçaklılığı olmayan) namazda, boş şeylerden kaçınılmayan oruçta, tefekkürsüz okumakta, iffetsiz ilimde, sahâvetsiz© malda, muhafazasız kardeşlikte, bekâsı olmayan (devamsız) nimette, ihlâssız duâda hiçbir hayır yoktur.” denmiştir.
Eserlerden eserlerin sâhibine geçmek için her türü gayretlerin hepsi “Allah’ı zikretmek” kavramı içindedir.

ZİKİR
İslâm’ı, kısaca “fikir, zikir ve şükür” olarak özetleyenler vardır. Fikirden maksat, Allah’ın (CC) yarattıklarını, eserlerini temâşâ edip bilgilenmek, insanların hizmeti için faydalar sağlamak, âlet edâvat, cihazlar, makineler, fabrikalar ve kısaca insanların fakrü zarûretten kurtulmaları için bilgileri üretime çevirmektir. Zikir ise, eserleri karşısında O’nun büyüklüğünü anmak, zikretmek sonra da “sübhânallah!.. Her türlü noksanlıktan yücesin!..µdeyip O’na teslim olmaktır.
Şükür, gerek fikir ve zikir için kendisine verilen maddî ve mânevî nîmetlerde ve gerekse bunlara ulaşmada Allah’ın (CC) verdiği ve vereceği tevfik (Allah’ın (CC) yardımı) için bir teşekkürdür. Kul, bu inanç, teslimiyet ve çalışmayla kulluğunu yapar, bunu şükürle mühürleyerek Allah’a (CC) yollar.
Böylece, kul yaratılış sebebini yerine getirerek Allah’ın (CC) evren ve insanları yaratmadaki murâdı, kendi güç ve kudretinin bilinip zikredilmesi tahakkuk eder (meydana gelir).
Zikir ve şükrün her ikisi birden dil, kalp ve bedenle yapılır…
Dil ile zikirde, Allah’ın (CC) en güzel isimleri anılır. O’na hamt edilir, tesbih edilir, tenzih edilir, Kitab’ı okunur ve duâ edilir.
Allah’ı (CC) gönülden anmak diye târif edilen kalp ile zikrin birincisi, gönülden şüpheleri silerek O’nun varlığının delillerini, isim ve sıfatlarını düşünmektir.
Allah’ın (CC) bilinen isim ve sıfatlarının sayısı 99’dur. O kendisine bu isim ve sıfatlarla yalvarılmasını istiyor. Bunları anlamlarıyla ezberleyenlerin Cennet’e gideceği bildirilmiştir.
Bu isim ve sıfatlar Mehmet Zâhit Kotku Hazretleri’nin düzenlediği duâ kitabının ilk sayfalarında yer almaktadır. Onun bağlıları, her sabah duâlarına bu isim ve sıfatları okuyarak başlamaktadırlar.
Piyasada Allah’ın (CC) isim ve sıfatlarını içeren “Esmâ ül Hünsâ” adları ile bilinen başka güzel kitaplar da vardır.
Kalp ile yapılan zikrin ikincisi, Allah’ın (CC) yarattığı âlemlerin (evrenlerin) yaratılışlarındaki matematik denklem, denge ve ölçüm inceliklerini, koyduğu hükümlerin ve kulluk vazîfelerimizin, mükâfat ve cezâların düşünülmesidir.
Kalp ile zikrin üçüncü şeklinde Allah’ın (CC) bütün maddî ve mânevî varlıkları ve bunların yaratılış sırları araştırılır, seyredilir ve düşünülür.
Öyle ki, bu âlem en küçük zerreden en büyük kozmoza kadar uzanır. Bunların kutsal bir âleme birer ayna oldukları görülür. Bu aynaya öyle bakanlar vardır ki, onlara o güzellik, incelik ve büyüklük âleminin nurları yansır. Onlar bâzen bir anlık bir hisse kapılırlar ki, o anda kazandıkları müşâhede zevki bütün dünyâlara bedel olur. Bu zikir makâmının hiç sonu yoktur. Bu makamda insan bütün hisleri ile Allah’a (CC) bağlanır. Öyle ki, ortalıkta sâdece zikredilen kalır.
Bu makamların, benim gibi, sözünü edenler çoktur ama bunların tadına erenlerin sözle alâkaları yoktur.
Bedenle yapılan zikre gelince, dil ve kalp ile öğrenilen ibâdetleri ve üretilen bilgileri gerek bedenleriyle ve gerekse mallarıya uygulamaya koymaktır. Bunların içinde namaz, oruç ve hac gibi farz ibâdetler olduğu gibi, bilim adamları, mühendis, teknisyen ve ustalar tarafından ortaya konan ve gerçekleştirilmeleri birer nâfile ibadet sayılan teknik eserler de vardır.
Tefekkürün Dereceleri (Sınıfları)
Düşünmenin (Tefekkürün) 3 derecesi vardır:
Tefekkür (düşünme) konusunda Peygamber (SAV) Efendimiz şöyle buyurmaktadır:
Bir anlık tefekkür (düşünme) bir yıllık (nâfile) ibâdetten hayırlıdır.”
Bu konuda iki hadis daha vardır:
Bir anlık tefekkür (düşünme) yetmiş yıllık (nâfile) ibâdetten hayırlıdır.
Bir anlık tefekkür (düşünme) bin yıllık (nâfile) ibâdetten hayırlıdır.”
Bu hadislerde geçen “an” kelimesi bir zaman aralığını gösteriyor. Bu, bir dakika, beş dakika, bir saat, üç saat, on saat, bir gün, bir ay, altı ay, bir yıl, iki yıl, on yıl… olabilir.
Bilim Adamının Bir Anlık Tefekkürü (Düşünmesi) Bir Yıllık İbâdetten Hayırlıdır.
Birinci hadîs-i şerif bilim ve teknolojiler ğraşanları hedefilemektedir:
Bir anlık tefekkür (düşünme) bir yıllık (nâfile) ibâdetten hayırlıdır.”
Bu hadisin yorumunu Abdülkadir Geylânî (KS) şöyle yapmaktadır10.
Her kim, bâzı hikmet taşıyan işleri düşünür, onun bir parçasından birçok parçalar olduğunu, onlardan dahî nice şeyler husûle geldiğini düşünürse, buna tefekkür denir, yaptığı bu tefekkür bir yıllık ibâdete bedel olur.”
Bu hadis ve onun yorumu, bütün aklî ilimleri içine almaktadır. Bunların başında da, Matematik, Fizik, Kimyâ, Biyoloji, Fizyoloji, Tıp gibi, bütün pozitif bilimler ve bütün mühendislik dalları başta gelmektedir.
Optik, Fotonik, Biyokimyâ, bütün Gen Bilimleri, Astronomi, Kozmoloji, Kozmogoni de bunlar arasına girer. Sibernetik ve Big Bang gibi teoriler de buna dâhildir.
Düşününüz!.. Bir maddenin ya da bir biyolojik uzvun çeşitli büyüklükleri arasındaki ilişkileri yâni proton, nötron ve elektronlardan oluşan atomları; atomlardan oluşan molekülleri; moleküllerden oluşan organları; organlardan oluşan sistemleri ya da atomlardan oluşan element ve bileşikleri veyâ gezegenlerden oluşan Güneş Sistemi’ni; yıldızlardan oluşan galaksileri…
Görüyorsunuz!.. Atom denilen parçacıklardan neler meydana geliyor, ne bileşikler doğuyor…
Ve de sıfırdan dokuza kadar on tâne rakamdan ne matematik ilişki ve denklemler meydan geliyor…
Yine düşününüz, elektron denilen parçacığın hünerlerini:
Bu küçücük parçacığın meydana getirdiği elektriğin verdiği çeşitli ve renkli ışıkları, çalıştırdığı binlerce cihaz ve fabrikaları, maddenin sertlik ve yumuşaklığını ve daha nicelerini… Bütün bunların hepsi, bu hadisin kapsamına girmektedir.
Bunlarla uğraşan, bunları araştıran insanlara bilim adamı deniyor. Şimdi bir düşününüz bu hadis gereğince Müslüman ve mü’min olan bir bilim adamının değerini.!.. Bilimde düşünürken her an bir yıllık (nâfile) ibâdetten daha hayırlı iş yaptığını…
Bu vâdedilen hayra kavuşmak için, dikkat edilirse, burada “Müslüman ve mü’min olma” ön şartı vardır. Yâni, bu vaadi veren İslâm dinine inanmak ve dürüst olmak gerekiyor.
Yoksa yukarıda bahsedilen müjdeden İslâm’a inanmamış olanlar faydalanamazlar.
Düşünsenize, 18 Haziran 2008 târihli bir yazıda ABD'de yapılan bir araştırmada bilim adamlarının her yıl 2325 kötü niyetli davranış sergilediği, bu sahtekârlıklar arasında uydurma raporlar ve yayınlar, çarpıtılmış veriler ve uydurma burs tâliplerinin yüzde 60'la başı çektiği, intihalin (bilim hırsızlığının) ise yüzde 36'yla ikinci sırada olduğu bildiriliyor.
Bu olumsuz işleri yapanlar da düşünüyor (tefekkür ediyor) ama bunların dinleri, niyetleri bozuktur. “Ameller (Yapılan işler) niyete göredir (niyete göre değerlendirilirler.” hadisî vardır. Müslüman ve mü’min olmayan bilim adamları elbette bu hadisin kapsamı dışında kalacaklardır. Bununla berâber, dürüst ve ateist olan iyi niyetli bir bilim adamı bu meziyetlerinin karşılığını hiç görmüyor değildir. Bunlar da Allah’ın (CC) Er-Rahman İsm-i Şerîfi’nin tecellisi nedeniyle ve “Sizin kazancınız ancak çalışmanızın karşılığır.” âyeti gereğince çalışmalarının karşılığını ancak hayatta iken görürler. Allah’a (CC) ve bütün peygamberlerine inanırlarsa o zaman bunların, ayrıca, Allah’ın (CC) Er-Rahîm İsm-i Şerîfi’nin tecellîsi yle de Âhiret’leri de güzel olur.


Tahkîki Îman11 Taklidî Îmandan Üstündür
Demek oluyor ki, yukarıda sayılan konuların bir veyâ bir kaçı ile uğraşan ya da bu konularda düşünüp emek sarf eden, tahkîk eden©, bunların kendiliğinden olamayacağını idrak ederek yaratılış sebebinin böylece gereğini yerine getiren bir mü’min, düşündüğü oranda nâfile sevap kazanmaktadır.
İlmin inceliklerini düşünerek kazanılan îmâna tahkîki îmân denir. Tahkîki îmân, çocukluktan beri ana ve babaya bakarak kazanılan taklidî îmândan üstündür.
İbâdet Yapan İrfan Duygusu İçindeki Bir İnsanın Bir Anlık Tefekkürü (Düşünmesi) Yetmiş Yıllık İbâdetten Hayırlıdır
Yukarıda zikredilen ikinci hadîsi ele alalım:
Bir anlık tefekkür (düşünme) yetmiş yıllık ibâdetten hayırlıdır.
Abdülkadir Geylânî, bu hadisi şöyle yorumlamaktadır:
Her kim, yaptığı ibâdeti düşünür ve onların hikmetine karşı irfan duygusu taşırsa bu tefekkür, yetmiş yıllık ibâdete bedel olur.”
Aslı “irfân” olan ve pratik hayatta daha çok “irfan” şekline dönmüş olan bu kelime, “bilme anlama, ilâhî bir feyiz olarak kâinatın sırlarını bilme kudreti, kültür” anlamlarını taşımaktadır.
Her kim, yaptığı ibâdeti ve onun mânevî hikmet ve feyizlerini düşünmeye kalkması için, o kimsenin en azından dinî ve dünyevî bilgilere sâhip olması gerekir.
Çünkü “irfan duygusu” taşımak için birinci hadisin kapsamına da girmek gerekiyor. “İrfan duygusu” taşımak demek, “kâinatın sırlarını bilme kudreti” olan bilimle ilgili fen bilimlerini bilmek demektir.
Demek oluyor ki, ibâdetine düşkün bir bilim adamı ya da fen bilimlerini bilen bir Müslüman ve mü’minin madde ve mânâ sahâlarında (konularında) her an yaptığı tefekkür yetmiş yıllık nâfile ibâdete bedel oluyor.
Burada şu sorunun cevâbı da merak konusudur:
Dinî bilgileri bildiği halde, aklî ilimlere sâhip olmayan Müslüman ve mü’minin bu hadisteki yeri neresidir?
Bu sorunun cevâbı, aslında, yukarıdaki açıklamalarda vardır. Soru, okuyucunun dikkatini ilgili konuya yoğunlaştırması için sorulmuştur.
Bir Anlık Tefekkür (düşünme) Bin Yıllık İbâdetten Hayırlıdır
Yukarıda zikredilen üçüncü hadise gelince bu:
Bir anlık tefekkür (düşünme) bin yıllık ibâdetten hayırlıdır.”
Bu hadisi Abdülkadir Geylânî Hazretleri şu şekilde yorumlamaktadır:
Her kim, ilâhî mârifeti düşünür; Allah’ü Teâlâya karşı tam irfan duygusuna sâhip olmayı dilerse, bunun yaptığı tefekkür de bin yıllık ibâdete bedel olur.”
Abdülkadir Geylânî, asıl irfan ilminin bu olduğunu söylemektedir. Eskiden bu sıfatı kazanan bir kimseye Hakîm deniyordu. Bu açıklamalara bakılırsa eskiden kendilerine Hakîm denen zatların madde ve mâna ilimlerinin hepsini bilmeleri gerekiyor.
İlmin içinde hem aklî ve hem de naklî ilimler vardır. Abdülkadir Geylânî, “irfan ilmi” ile “tevhid” ilmini de kast ettiğini söylemektedir. Tevhid “Türkçe’ye uygun telaffuzu tevhit” ilmi, Allah’ü Teâlâya’nın birliğini konu alan ilimdir.
Başka bir ifâdeyle, tevhit ilmi, insanın ve insanlığın yaratılışı sebebinde esas olan ve onun görevi sayılan ilimdir. Çünkü Allâh’ü Teâlâ, evrenleri ve insanları, kendi birliğinin, ululuğunun anılması, methedilmesi ve yüceleştirilmesi için yarattığını bildirmektedir.
Allah’ın (CC) Zikrinden Yüz Çevirene Bir Şeytan Mûsallat Edilir
Zikir çok anlamlıdır. Çünkü Dünyâ’ya gelişte esas olan Allah’ın (CC) anılmasıdır. Bunun da en güzeli, Kur’an’a hâkim olanlardan başkaları tarafından yapılamaz.
Kur’an ilminin ya da Kur’an’ın özüne uygun olan zikrin terk edilmesi, hedeften şaşmak anlamına geliyor. Nitekim yüce Allah (CC) Zuhruf Sûresi’nin 36 ve 37. âyetlerinde bu husûsu şöyle açıklamaktadır:
Her kim Rahman olan Allah’ın (CC) zikrinden yüz çevirirse, biz ona bir şeytan musallat ederiz. Artık o şeytan onun yakın dostudur.”
Şüphesiz ki, bu şeytanlar onları yoldan çıkarırlar. Onlar da kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar.”
Allah’ın (CC) zikrinden yüz çevirenlerin daha çok günâha saplanacakları açıktır. Onun zikrinden yüz çevirmek demek kullukla, ibâdetle ilişkiyi kesmek demektir. Şeytan günah işleyen bu gibi kimselere musallat edilmektedir.
Sonuç şudur ki, Sükûtu tefekkür, bakışı ibret olup çok istiğfar eden kurtuldu12.”
Düşünmenin Sınır, Zaman ve Mekânı Yoktur
İnsanoğlunun bütün meselesi nedir? Yaratılış sebebimiz ile ilgili, değil mi? Şimdi bunun cevâbını az çok biliyorsun.
O halde yolda giderken bile hadi iş başına!..
Yolda her an niçin yaratıldığını düşün!..
Ve sonra da “ona ibâdet ve kulluk yapıp kendi aczini düşünerek onun övgüye ve nimetlerinden dolayı teşekküre, hamdedilmeye ne kadar çok lâyık olduğunu…”
Çünkü, bak!.. Trafik ne kadar hareketli!.. Herkesin içinde ayrı bir düşünce, ayrı bir hedef var:
Öğrenciler okullarına doğru koşuşturuyorlar… Trafik polisi cadde üzerinde bulunduğu yerden duruma hâkim vaziyette...
Derken bir rüzgar… Yapraklar savruluyor… Ardından bir yağmur... Artık biliyorsun ya yaprağın kımıldaması dahî Allah’ın (CC) irâdesi ile oluşan ve melek de denen bir kuvvetin eserinin sonucu…
Ardından o gördüğün insanların her birinin hareket ve düşüncelerini yönlendiren ‘melek’ denen kuvvetleri bir düşün!..
Bütün bunları kontrol ve koordine eden O gücü düşünedur!.. Bağlantılı olarak da ‘Allah (CC) her an her iştedir’ âyetini de düşün!..
Bunların hepsi ne için?
O Kâdir-i Mutlak, kendi yüceliğini, övülmeye, methedilmeye lâyık olduğunu, sende, bende, onda, toprakta, arabanın motorunun çalışmasında ya da şimşeğin ardından gelen gök gürültüsünde veyâ yaprakta ya da zerrede göstermek…
Tek husus, senin bu düşüncelerinin sonunda sana, “Bütün bu karmaşık fakat plânlı ve hikmetli işlerin kendi kendine olması mümkün değil, şimdiye kadar kendi kendine ne olmuş ki?” dedirtip taaccübünüzü “Süphanallah!..” ile teslimiyete çevirmek ve verdiği nimetler için minnet duyguları içinde kendisine teşekkür ya da hamdetmenizi sağlamak değil mi?
Bütün bunları mümkün olduğu kadar aklına ne kadar çok yerleştirirsen, bunlar Allah’ın (CC) murâdı olarak temel taşları olduğu için, ardından attığın her adım, düşündüğün her fikir de beynin tarafından bu temele uygun olarak üretilir, dalgalara çevrilir. Bu pozitif dalgalar, önce kendi bünyen olmak üzere, çeşitli varlık ve evrenlere olumlu katkılarda bulunur.
Görevin, Dünyâ’da işte bu pozitif dalgaları üretmek... Senin dünyâdan alacağın nasibin işte bunlar… Gözünü yumduğun ve toprak olarak vücûdun dağıldığı zaman senin hesâbında ancak cüzz-i irâdenin sana sağladığı bu katma değerler kalacaktır.

1 Hadis. İhyâ-İ Ulûmid-Din, Cilt 1, Sayfa 211.

2 Güzel, R., Aklı kullanabilmek, Zaman, 14.02.1991.

 RAh kısaltması, Rametullâhi Aleyh-Allah’ın rahmeti üzerine olsun!..” demektir.

 SAV kısaltması, ”Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem - Allah O’na salât etsin.” demektir

3 Âli İmran Sûresi, âyet, 7: ‘Sana bu kitabı indiren O'dur. Bunun âyetlerinden bir kısmı muhkemdir ki, bu âyetler, kitabın anası (aslı) demektir. Diğer bir kısmı da müteşâbih âyetlerdir. Kalblerinde kaypaklık olanlar, sırf fitne çıkarmak için, bir de kendi keyflerine göre te'vil yapmak için onun müteşâbih olanlarının peşine düşerler. Hâlbuki onun te'vilini Allah'dan başka kimse bilmez. İlimde uzman olanlar, "Biz buna inandık, hepsi Rab’bimiz katındandır." derler. Üstün akıllılardan başkası da derin düşünmez.’

4 Âli İmrân, âyet: 191

µ Hadis.

® Allah, (CC), “Ben gizli bir güç idim. Bilinip tanınmak ve methedilmek için evren ve insanları yarattım” ve Zâriyat Sûresi âyet 56’da “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” diyor.

5 Hud Sûresi, âyet 51: "Ey kavmim!.. Bu iş için sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak beni yaratana âittir. Artık akıllanmayacak mısınız?"

6 Nahl Sûresi, âyet 12: “Geceyi, gündüzü, Güneş’i ve Ay’ı sizin hizmetinize O verdi. Bütün yıldızlar da O'nun emrine boyun eğmişlerdir. Şüphesiz ki bunda aklını kullanan bir toplum için ibretler vardır.”

7 Enbiyâ Sûresi, âyet 66-67: “(İbrahim) dedi, "O halde, Allah'ı bırakıp da size hiçbir fayda ve zarar veremeyecek olan putlara mı tapıyorsunuz? Size de, Allah'ı bırakıp taptıklarınıza da yazıklar olsun, siz hâlâ akıllanmayacak mısınız?"

8 Kasas Sûresi, âyet 60: “Size verilen şeyler, dünyâ hayâtının geçim vâsıtası ve debdebesidir. Allah katında olanlar ise, daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Hâlâ buna aklınız ermeyecek mi?”

9 Güzel, R., Aklı kullanabilmek, Zaman, 14.02.1991.

€ Her sistemde usûl çok önemlidir. Usûlüne uymayan davâkların hemen ilk başta ususüzlükten ret edildiğini hatırlayınız

© sahâvet: Cömertlik, el açıklığı, muhtaç olanlara çok ihsan etmek.

µ sübhânallah: Allah’ın (CC) mahlûkatı ve eserleri karşısında duyulan hayret ve şaşkınlığı ifâde etmek için söylenir. Allah’ın (CC) zâtında, sıfâtında ve ef'alinde (fiillerinde, işlerinde, amellerinde) bütün kusur ve noksanlıklardan uzak olduğunu ifâde eder.

 KS kısaltması, “Kuddise Sırruh-Allah onun sırrını mukaddes etsin!..” demektir.

10 Akçiçek, A., Abdülkadir Geylânî, Sırr’ul-Esrar, İkinci Baskı, Tan Gazetesi ve Matbaası, 1968, İstanbul.

 ‘hikmet’ kelimesi çok anlamları içermekle berâber, teknik yazılarda en çok ‘bilim ve teknoloji’ anlamı kastedilmektedir.

11 Akad, N.B., Risâle-i Nur’un Bir Çekirdeği Olarak: Birinci Söz, Yeni Ümit, Sayı 74, 2006.

© Tahkîk, doğru olup olmadığını araştırmak veyâ doğruluğunu, yanlışlığını meydana çıkarmak, incelemek, içyüzünü araştırmak; bir şeyin hakîkatine ermek, künhüne vâkıf olmak ve nihâyetine erişmek demektir. Tahkîk, Kur'an’daki kıraat ilminde ise, her harfin hakkını vermek, özel sıfatlarına riâyet etmek, sesi tam yerinden (mahrecinden) çıkarmak, medleri gerektiği kadar uzatmak, hareke, izhar ve gunneleri okuyuş hassâsiyetinin en son imkânını kullanarak okumaktır.

12 Deylemî.

 Arapça’daki ‘melek’ kelimesine Türkçe’de kuvvet’ denmektedir.


sosyal ağlarda paylaşma



Benzer:

Akıl, Meşrû Olarak Kullanılırsa Faydalıdır icon’nun beylik olarak kurulup, imparatorluk olarak yayıldığı alanlarda...

Akıl, Meşrû Olarak Kullanılırsa Faydalıdır iconDa yetmiyor. “Akıl, göz gibidir, İslâmiyet bilgileri de ışık gibidir....

Akıl, Meşrû Olarak Kullanılırsa Faydalıdır iconHZ. ali (A. S) ’NİN İmameti ve akil

Akıl, Meşrû Olarak Kullanılırsa Faydalıdır iconDerslerde belirteceğimiz zümre olarak karara alınmıştır

Akıl, Meşrû Olarak Kullanılırsa Faydalıdır iconİngilizce/Akıl Oyunları/Plastik Sanat/Okuma Yazma Etkinliği

Akıl, Meşrû Olarak Kullanılırsa Faydalıdır iconİngilizce/Akıl Oyunları/Plastik Sanat/Okuma Yazma Etkinliği

Akıl, Meşrû Olarak Kullanılırsa Faydalıdır iconBranş Dersleri:İngilizce/ Müzik/ Ekoloji/ Plastik Sanat Akıl Oyunları

Akıl, Meşrû Olarak Kullanılırsa Faydalıdır iconBranş Dersleri:İngilizce/ Müzik/ Ekoloji/ Plastik Sanat Akıl Oyunları

Akıl, Meşrû Olarak Kullanılırsa Faydalıdır iconBranş Dersleri:İngilizce/ Müzik/ Ekoloji/ Plastik Sanat Akıl Oyunları

Akıl, Meşrû Olarak Kullanılırsa Faydalıdır iconYalnızca bu bilgilere bakarak tekerleğin kullanımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi


Astronomi




© 2000-2018
kişileri
a.ogren-sen.com